SOSYAL YAŞAM

Ağrı, Anadolu toplumunun yapısını ve geleneğini en iyi muhafaza eden yerlerden biridir. İnsan ilişkilerinde akrabalık bağları etkilidir. Kan akrabalığını, aşiret akrabalığı izler. Bu bağ (ilişki) toplum hayatında ve ekonomik alanda ortaya daha belirgin bir şekilde çıkar. Sosyal mücadelede birlikte hareket etme, birbirine destek olma veya düşkün birisine mensubu olduğu aşiretçe yardım elini uzatma gibi...

Ailelerin çoğunluğu babaerkil ve kalabalık ailelerdir. Bu aileler gelenek yapılı ailelerdir. Bunlarda arazi bölünmemiş, mal ve eşyalar ortak kullanılmakta ve ekonomik faktör babanın kontrolündedir. Ağrı'da tüm köylerin alt yapısı tamamlanmıştır. Şehir-köy yakınlaşması görüldüğü halde, arazi darlığı, köylüleri ilçelere ve büyük şehirlere itmektedir ki, bu da ailelerin parçalanmasına, ayrılığa ve aile Kültürünün tahrip olmasına yol açmaktadır. Köylerde evler bir arada topluca bulunduğundan, köyler "toplu köy" özelliği taşır. Evler bazen bitişik, çoğunlukla çeper / hayat / sur / ağıl duvarları ile çevrilidir. Evler belli bir yere toplanınca, iş yerine (tarla ve çayırlara) gidiş-geliş zaman almakta ve bazı hallerde aile fertleri birbirinden uzakta çalışmaktadır. Köylere küçük sanayi yerleşmediğinden, bütün zirai faaliyet buralarda olur.

Sosyal yaşamda göze çarpan başka bir özellik de cinsler arasındaki ayrımdır. Kadınlar erkeklerin toplantı ve meclislerine gelmez; onlarla sohbet etmezler. Kadınlar yaşlı erkeklere karşı saygılı davranmaya çalışır. Yaşlıların girdiği yerde ayağa kalkılır, istekleri yerine getirilir. Gelin ve orta yaştakiler, yabancı erkeklerle ve kendisinden büyük erkeklerle konuşmaz (gelinlik eder), ağzına yaşmak çeker; yanından geçerken, oturuyorsa ayağa kalkar. Kadınlar yakın akraba erkeklerle konuşur, sohbet edebilirler. Fakat onların  sokağa başı açık ve düzgün olmayan kıyafetle çıkması ve erkeklerle gelişigüzel konuşması ayıplanır.

Çiftçilik ve ticaret işlerine kadınlar pek karışmaz. Erkekler dış dünya ile ilgili çalışmalar, alış-veriş, satış ve idarî işleri yürütür; kadınlar ev içi işlerini yaparlar. Erkek dururken kadının ağır işlerde çalışması hoş karşılanmaz. Ekmek pişirmek, yemek yapmak, çamaşır, temizlik, çocukların bakımı vs. hep kadına aittir. Çocukların evlendirilmesi, eve ait bir şeyler alma-satma veya ev içindeki işler gibi durumlarda birlikte karar verilir. Baba evde hem büyük, hem de otoritenin temsilcisidir. Çocuklar babalarına, büyük kardeşlerine (abilerine) karşı hürmetli ve dikkatli davranmak zorundadırlar. Bir erkek çocuk askerliğini yapmış ve evlenmiş olsa bile, babasının karşısında gelişi güzel, açık-saçık konuşamaz, sigara içemez, aşırılığa kaçacak biçimde çocuklarını sevemez. Babasının yanında sigara içebilmesi için onun izin vermesi gerekir. Genç erkekler, komşu, amca, dayı gibi büyüklerin yanında sigara içerlerse, saygısızlık yapmış olurlar. Bazı yaşlı kadınlar hariç, kız ve kadınların sigara içmesi görülmez.

Baba oğullarını sünnet ettirip, okuttuktan ve evlendirdikten sonra yeterince mal ve arazi vererek ayırabilir. Askerliğini yapan ve evlendirilen çocuğu babanın ayırması, aşirette bir gelenek halini alınıştır.Sosyal dayanışmanın ve sosyal ilişkilerin en iyi örneği köylerde görülür. Arazi anlaşmazlıkları, büyük kavga ve olaylar hariç, mahkemeye başvurmak tercih edilmez. Akraba ailelerin, komşuların, köyün veya yakın çevrenin ileri gelenleri, anlaşamayanları, aralarında geçimsizlik olanları, sulh eder ve anlaştırır. Erkekler çalışmadıkları zamanlarda boş vakitlerini gruplar halinde (misafir) odalarında, köy bakkalında, köy meydanında veya uygun bir yerde toplanıp konuşarak, şakalaşarak ve sohbet ederek geçirirler. Kış gecelerinde akraba ve yakın komşular birbirlerinin odalarında toplanır, sohbet ederler. Radyo, teyp ve televizyon yaygınlaşıp her eve girmeden önce, odalarda toplananlara masal anlatıcıları saatlerce, hatta günlerce süren masallar anlatırlardı. Türkü söyleyenler, hikâye anlatanlar ve arada bir gelen âşıklar bu gecelere renk katarlardı. Şimdi bu gelenek yavaş yavaş ortadan kalkmış durumdadır. Gündüzleri güneşli havalarda karda at gezdirmek, cirit oyunları ve köse kış eğlencelerinin tipikleridir.

 Kadınların gece evin dışına çıkmaları hoş karşılanmaz. Erkeklerle birlikte bir sofrada oturup yemek yemezler. Evin büyüğü sofraya oturup başlamadan ötekiler yemeğe oturmazlar. Su içilirken, yanındakine ve büyüklere ikram etmek gerekir. Yardımlaşmada komşuluğun büyük önemi vardır. Erkeği o anda evde bulunmayan ailenin yapılacak işlerini akrabalarla birlikte, yakın komşular çocuk ve kadınları ile birlikte yaparlar. Maddî ve manevî yardımlara koşanlar köyde çok tutunur ve sevilirler. Sıkışık zamanlarda, doğum, düğün, ölü hastalık gibi özel durumlarda hiç bir komşu tek başına kaderi ile baş başa bırakılmaz. O adamın akrabası olmasa bile, komşular yardıma koşarlar.

Toplu yerlerde, misafir odalarında, cami'de yaşlılara, dindar adamlara gerekli hürmet gösterilir; şeref mevkilerinde, odanın en üstü yerinde bunlar oturtulur. Çevrede itibarı yüksek, önderlik özelliği olan ve fazla tahsil yapmışlara da aynı muamele yapılır. Sosyal yaşayışı; örf, âdet, görenek, gelenek, ahlâk normları ve dinî kurallara göredir. Böyle olduğu için dayanışma, birlikte sevinç, birlikte keder ve üzüntü vardır. Yani halk kendi töresini ve kültürünü yaşar. Sosyal ilişkiler yüz yüzedir, devamlıdır. Meşru nikâh olmasına rağmen, resmi nikâh gittikçe artmaktadır. Ahlâksızlık görülmedikçe ve çok mecbur kalınmadıkça boşanma olmaz. Basit sebeplerle boşanmalar normal karşılanmaz, kınanır. Din terbiyesini çocuğa çoğunlukla ailesi verir.